Bunu ileride okuyunca nasıl hissedeceğimin, nerede olacağımın merakıyla yazıyorum. 

Babamın vefatı üzerinden yaklaşık 1.5 sene geçti.

Kendimi bu durumun vehametinden korumaya çalışırken kuvvetli bir his, bir düşünce içimde kök saldı. 

"Birinin ölümüne delirircesine üzülmek, hayatın kendin için çok uzun (~sonsuz) süreceği sanrısından kaynaklanıyor."

Sanırım ben bu üzüntüden kendimi sakınmaya çalışırken şöyle bir sonuca vardım: 

Bir sonu var. 
Ölüm, bir şeylerin bildiğimiz haliyle sonunun geldiğine dair kesinlik sunuyor. 

Böyle düşününce bu denli üzülmek biraz kibirli bile gelmeye başladı bana. Bu sonlu dünyanın bir parçası olmanın hafifliğini tașımaya başladım. 
Babacım seni çok özledim.
Canım babam. Bu akşam korka korka whatsapp mesajlaşmalarımızı açtım ilk kez. Allahım.. ciğerim hiç bu kadar parçalanmamıştı. Dağlanmak diye boşuna demiyorlarmış demek ki, kapkara bir acı. 

Bir tanem, bir tanecik babacım. Hayatta olsan bu kadar özler miydim bilmiyorum, kavuşacak olmanın rahatlığındaymışım demek ki ben hep. 

Bu sensiz ilk bayram. Sesini duymak zorundaydım. Elimin varmadığı konuşmalarımızı açtım sonunda. Şarkı türkü söylemeyi çok sevdiğimizden bana attığın türküler kalmış medya kısmında hep. Allahım... 

ALLAHIM dayanamıyorum. Ben sana kıyamam ya. Yumuşak seslim, bir taneciğim. 

Önce sadece 'geliyorum', 'hazır mısın kısçem yoldayım' gibi attığın sesli mesajları dinledim. Ama çok dinledim. Beynim uyuşana kadar odaklandım, sanki şimdi söylemişsin gibi gelsin diye odaklandım. 

Türkülere gelince... 
Ciğerimin ta içi. 
Ben artık pek söyleyemem gibi geliyor babam, bir tanem. Ama seninki burada dursun, bence hoşuna giderdi.

Babacım. Babam.