Daha iyisine yönelik doyumsuzluğumuz, basit bir şımarıklıktan öte sağlıklı bireyler olarak hayata devam edebilmemizi sağlıyor. Hayal edebilmek yeteneği, doğal olarak sahip olma arzusunu getiriyor ve bu arzu da ulaşılabilir ise amaç halini alıyor. Hayal kurabilen fakat bunu realiteyle bağdaştıramayan, kendi yaşamında değişim öngöremeyen canlılar olsaydık hayat çok daha zor olurdu.
Peki bu durum, ne zaman doğal ve sağlıklı bir süreç olmaktan çıkabilir?
Sanırım en çok "gerçekleşebilirlik" durumuna takılıyoruz. İnsanların gerçekçi gözükmeyen hedefler edinmesine epey karşıyız.. Fakat bence bu durum sürecin kendisini sağlıksız hale getirmiyor. Ortada kişi tarafından hedef olarak belirlenmiş bir durum varsa, hedef kavramının doğası gereği, bu durum kendisi için zaten gerçekleşebilir sınırlarda demektir. Burada sonucun bir önemi yoktur.
Bence, hedefi oluşturma aşaması ve hedefin ulaştığı nokta baz alınarak sorulması gereken 2 soru var:
1) Hedefin ne kadarı yalnızca farklı zihinlerin yansımasından ibaret, ne kadarı kendi zihninin ürünü?
Burada önemli olan, amacın gerçekten kişinin kendi istekleri doğrultusunda olup olmadığı. Özellikle günümüz dünyasında, insanlar her an her şeye müdahil olabildikleri için başkalarının etkileri arasında kendi etki alanımızı kaybediyoruz. Bunun sonuçları da genelden özele, büyük hedeflerden kurduğumuz ilişkilere kadar uzanıyor ve bizi bu kez şu soruya götürüyor:
2) Konuya hedef olan, daha iyisi hayal edilen şey bir 'kişi' mi?
Bu konu, geleceğe yönelik kişisel amaçlarla sınırlı kalmak zorunda değil. İlişkilerimiz için de aynı temenniye sahip oluyoruz çoğu zaman. Fakat, kurulan ilişkilerden ziyade, kişilere yönelik "daha iyi" hırsına sahip olunduğunda bu durum sağlıksız bir boyut kazanıyor.
Buradaki ayrımı önemsiyorum. İlişkilerin iyileştirilebilmesi mümkündür ve bu istek karşısında gelebilecek olan "ben böyleyim" yanıtı kaçamaktır. Fakat gözlemlediğim kadarıyla genelde bu değişim isteklerinin merkezinde ilişki olmuyor ve karşıdaki kişi hedef alınıyor. Başkalarının etki alanından sıyrılamayınca, önceleri daha bir başbaşayken dikkat bile çekmeyen özellikler, zaman ilerleyip de farklı yorumlarla karşılaştıkça "yanıma yakışsın" psikolojisine evriliyor.
Bizler 'an'lardan meydana geliyoruz. Gelecekteki anların bir başkasının zihnine göre tasarlanması, doğrudan benliğimizi etkileyen bir durum. Bu sebeple, her ne kadar
kalabalık ve birbiriyle bağlantılı bir sistemin parçası olarak, aldığımız kararlarda başkalarının etkilerine maruz kalacak olsak da bunu dengelemek durumundayız.