Soba
Sadece bulunduğu odayı ısıtmaya yeter. Öyle ki, evin diğer bölmeleri sanki az önce çıktığın odayla aynı bölgede değillermişçesine soğuk olur. Bu öyle hüzünlü bir şey değil, bu gerçekten komik. Odayı da istenilen sıcaklığa getirmek mümkün olmaz çünkü. Pencere açılırsa fazla soğuk olur, kapı aralanırsa yeterli olmaz.. İdeal kıyafet seçimi ve ideal odun miktarına bağlı olarak yaratılan uygun koşullardan sonra geriye yapılacak bir şey daha kalmıştır :
Kestaneler, üstlerinin çizilmesi görevi için bu işi yapabilecek birine kakalanır ve nihayet sobadaki yerlerini alır onlar da. Çizildikleri yerden kabarmaları büyük bir iştahla izlenir ve kokusuna dayanılamayan noktada alınırlar sobanın üstünden. Şanslı bir günde, dışı çok güzel kızarmış olup içi neredeyse 'mor' olanlara denk gelinmezse kısa süreli fakat tatmin edici bir ziyafet çekilir.
Çaydanlıktaki su artık bitmeye yakın çığlıklarını atmaya başlar, gece olmuştur, ışıklar kapatılır.. Özellikle kış bitimine doğru, üzerinde karınca olması ihtimaline karşı şöyle bir üflenip silkelenen çalı ve odunlar son kez atılır ateşin içine. Ayaklar yorgandan dışarı çıkarılır ama yorganı üstten hepten çekmek biraz daha cesaret işidir. Birkaç saat sonra tamamen sönecek soba ile oda hatırlanıldığı gibi kalmayacaktır çünkü, alakası bile olmayacaktır...
Günün görece en keyifli anına gelinmiştir artık;
havalandırma boşluğu ile ateşin yarattığı oyunlara bakarak oradan oraya sürüklenilir uykuya dalınmadan önce. Binlerce şey düşünmek gelir içten ama azalan havanın ve boğucu sıcağın etkisiyle uyku, her zamankinden daha tatlı görünüyordur, buz gibi olmuş burunla uyanılacak sabaha kapatılır gözler...